LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK

LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK


LAİKLİK VE ÖZGÜRLÜK

Alevilikteki inanç özgürlüğü kavramı; felsefe ve sosyolojik alanda ele alındığı gibi yönetim ve hukuki açıdan da yaşamdaki pratiklere göre yorumlanır.

İnanç ve vicdan özgülüğü herkes için adaleti koşul sayar ve toplumun farklı anlayışlarıyla birlikte yaşamayı önemseyen tarafsız bir düzenlemedir, bu düzenlemeyi ve kuralları devletin yorumlamasını, tanımlamasını ret eder.

İnanç ve vicdan özgürlüğü ; İnsanın kendisini ruhsal olarak belirlemesini koruyan bir hak, aynı zamanda toplumsal barış ve çoğulculuğa hizmet eden anlamlı bir ifadedir.

Ancak ülkemizde din ve devlet ayrılığı hep kavga ve kaos nedeni olmuş, bu karmaşa din istismarcılarının toplum üzerinde vesayet kurmalarına neden olmuştur.

Alevi çocuklarını Sünni ahlak ve sosyal değerlerine zorlanılması ve Sünniliğe yönlendiren kurallara boğulması, devletin ideolojik ve dinsel tarafsızlığının olmadığının kanıtıdır.

Bu nedenle; Siyasal yaşam içinde demokrasi değerleri ve özgürlükçülük asla istikrarlı gitmemektedir.

Alevilere göre; meşrulaştırılarak, yasallığı Tanrı'ya dayandırılan bir yaşam ve yönetim felsefesi, toplumun yönlendirilmesinde insan iradesine yer bırakmaz.

Toplumun nasıl yönetileceği; kişinin davranışlarını hangi değerlere göre yönlendireceği; bireyler, hatta toplumlar arası ilişkilerde hangi kuralların, ölçülerin geçerli olacağı ilahi bir kaynağa bağlanınca, insanın kendi yaşamı kadar toplum yaşamı üzerinde de belirleyici rolü son derecede azalır.

Sonuç olarak insan iradesi, kendi dışındaki güçlere ya da onları yeryüzünde temsil ettiğine inanılan kişi ve kuruluşlara tabi olur.

Ve toplum; Değişen dünya koşulları karşısında uyum ve değişim yeteneğini kaybeder, tek tipleşerek, durağanlaşır, değişime kapalı dirençli gerici bir toplum haline gelir.

Ancak; bireysel inanç özgürlüğü ve düşünme özgürlüğü tüm yaşam alanlarındaki kitlesel iletişim hakkıyla en önemlisi eğitim ve öğretimdeki uygulamalarla ifade edilmeli bu durum insan onurunun korunması açısından önemli olduğu kadar,anayasal devlet olmanın da gereğidir.

Bizdeki laik devlet anlayışında; din ve devlet işleri eşit kategoride görülmekte ve devlet din mekanizmasının siyasallaşması karşısında tamamen kayıtsız bir pozisyon alamamaktadır,

bizlere göre; devlet, bireylere laiklik ilkesini tam öğrettiğinde din ve vicdan özgürlüklerinin korur ancak bunun yerine devlet özgürlükçü laiklik adı altında dinci gericiliğe alan açmıştır.

Tüm bunlar karşısında bizler diyoruz ki;

Devlet ; Alevi toplumunun kendi inançsal yaşam tanımı mı bir bütün olarak kabul etmeli ve çocuklarımızı okullarda asimilasyona tabi tutmamalı…