Ortak Basın Açıklaması

Ortak Basın Açıklaması


BASIN AÇIKLAMASI Sevgili Canlar Dostlar; hepinizi Şah Hüseyin’e olan Sevgimiz ve Bağlılığımız selamlıyoruz Bizler “cümlesi canların”, yaşam hakkını; kin ve nefret üzerinde anlamayı ret eden, bu hakkı hukukun en temel koruma alanına alan güzel inancın taşıyıcılarıyız Sevgili Dostlar! Bizim adaletle münasebetimiz kadimdir. Dinler üstü, siyaset üstü, ırklar üstüdür Yeryüzünde yaşam hakkı olan her canın ulaştırıcısı, ışığıyız Bizler Kızılbaşız! Şeyh Haydar’ın Pir sultanın, Hallacı Mansur’un, Nesiminin Torlak Kemalin, Börklüce Mustafa’nın Ve Şeyh Bedrettin’in yoldaşlarıyız Bu nedenle; adalet, hak, hukuk isteyen ve güzel yaşaması gerekenlerin varlığı, kötülerin adaletsizliğini mutlaka yenecektir. SEVGİLİ DOSTLAR İNANCIMIZ YASAK Geçmişten günümüze Eşitliğin ve özgürlüğün gönderme yaptığı anlamlar ve pratikler devleti yönetenler tarafından zorunlu değişim ve dönüşüme tabi tutulmuştur.
İnanca müdahaleyi ve inançları kontrol etmeyi kendi doğal hakkı sayan devlet, geçmiş tarih arzusu olan “asimilasyon zihniyetiyle” Biz Alevileri “Sünni İslam” çerçevesinde modellemeye çalışmıştır.
Tarihsel süreklilik içerisinde Alevilerin varlığı analiz edildiğinde “Yeni toplum zihniyetiyle” karşımıza çıkan hükümetlerin asıl amaçlarının aynı coğrafyada yaşayan din, inanç, kültür ve yaşam şekillerini bastırmak, “toplum mühendisliği” uygulamalarıyla daha fazla asimile ettiği, daha fazla yok ettiği toplumların hak, hukuk ve adalet isteklerini değersizleştirmek ve bunların birer sosyal sorun olduğunu inkâr etmek yani kısacası fetihçi zihniyete yönelik olduğu nettir. Ve şimdi;
Yasaklarla - fetvalarla bireysel inanç özgülüğünün yasaklandığı, kişinin toplumsal duyarlılığının yok edildiği, karşı görüşlerin ve düşüncelerin suç sayıldığı, farklılıkları değer görmediği, kişi onur ve haysiyetinin korunmadığı adaletsiz bir yaşam içine sürükleniyoruz.
Devlet Artık Laik Değildir
Sünni ahlak ilişkiler çerçevesinde din ve devlet işleri bir kişiye bırakılmıştır, halkı adaletle yasalarla yönetmesi gerekenler “dini temsil eden yönetici” vasfı kazanmış ve din düşüncesi ile siyasal pozisyonlarını güçlendirmişlerdir. Bu nedenle farklı inanç ve yaşamları yıkıcı ve tehdit unsuru olarak görmektedirler.
Toplumların kimlikleri din üzerinde tanımlanmak istenmiş devlet laiklik ilkesini kaybetmiştir. Bireylerin medeni, siyasi, kültürel sosyal ve inançsal haklarını bir arada tutan çizgiyi gericilikle doldurmuş. Bireyin etnik, kültürel, dinsel, bölgesel ve sınıfsal farklılıklarını düşmanlaştırmış, eşit yurttaşlık haklarını gasp edilmiştir.
Çocuklarımızın ruhunu, beynini esir alınmak istenmektedir. Ana sınıfına din dersi kararı, “Çocuğun Üstün Yararı” ilkesine aykırıdır. Bu karar, Alevilerin, farklı inançtakilerin ve herhangi bir inanca bağlı olmayanların asimilasyonunu hedefleyen, pedagojik anlamda da çocuğun sağlıklı gelişimine ket vuran bir içeriğe sahiptir.
Kısacası Çağdaş ve modern ülkelerde çoğul ve daha görünür hale gelen özgürlük ve eşit yurttaşlık hakları ne yazık ki adı cumhuriyet olan ülkemizde yok edilmiştir. Ve laiklik kavramının algılanışında yaratıldığı anlam daralması çizmeyi aşmıştır. Şimdi Demokratik hak ve özgürlüklere açısından zemin işlevi görecek çağdaş, kapsayıcı ve özgürleşmeci bir yurttaşlığın zamanı gelmiştir. - Devlet kendi vatandaşlık tanımı dışındakileri ötekileştirmemeli, dışlayıcı ve ayrımcı olmamalı - Yurttaşına saygıyı, pratikte bireye özgürlüğü ,mahremiyet alanı olan kendini geliştirme kabiliyetini korumalı onu dinle ,gericilikle ve kinle yok etmemeli - Tekçi, asimilasyoncu, inkârcı, cinsiyetçi eğitim sistemi inşa eden, Diyanet İşleri Başkanlığını holdingleştiren ve onun onayıyla eğitim kurumlarını tarikatlara, cemaatlere, teslim eden Hükümet “Kindar ve dindar nesil ” yetiştirme arzusundan vazgeçmeli, “Din, Ahlak ve Değerler” başlığı altında Alevi çocuklarını asimile etmemeli - Alevi çocuklar namaz kılmaya, Ramazan orucu tutmaya zorlanmamalı Zorunlu din dersi derhal kaldırılmalı Sevgili Dostlar Sevgili Canlar; Özgür ve eşit olmak isteyen her toplum kesimi hiçbir manipülatif ayrıma takılmaksızın mücadele etmeli ve bu mücadelede şunlara vurgu yapmalı - İnançsal özgürlükle ilgili düzenlemeler birey ve sivil toplum esaslı olmalı
- Bireysel inanç özgürlüğü kamuda ret edilmemeli, geçmiş tarihte Alevileri katledenlerin isimleri kamusal alanlara verilmemeli kindar hatıralarla Aleviler tehdit edilmemeli
- - Alevi köylerine eşit vatandaşlık hizmeti olan yol, su elektrik yerine camii yapılmamalı
- Devlet Alevilerin haklarını sorunlu bir kurgu haline getirmemeli geçmişte ve yakın tarihte yapılan Alevi katliamlarıyla yüzleşmeli
- Devlet Alevilerin eşitlik vatandaşlık tanımını Sünni çoğunluk üzerinde yapmamalı bu hakkı iki zıt tarafın çoğunluk hakkı gibi göstermekten vazgeçmeli ve bunu bahane ederek halkları kırıştırtmamalı
- inanç ve kültürel sosyal merkez işlevi gören cemevlerimizi Ticarethane olarak gören ve milyar TL’lik elektrik faturalarıyla bizi yıldırmaya ve eşit yurttaşlık hakkımızı maddi destekle ötelemeye çalışan anlayışı ret ediyoruz.
- Bu nedenle Cemevlerimizin mevcut koşullarının resmi hukuk statüne göre tanınması bir çok talebimiz içinde ilk sıradadır. Çünkü , kimlik ve tanınma taleplerimizin merkezinde cem evlerimizin inançsal statünün kabul mücadelesi vardır ve bu hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz
- Diyanet İşleri Başkanlığının yapısı ve işleyişi ile diğer kurumsal yapıların ve yasal mevzuatların varlığı sadece Sünni toplumunun hizmetine sunulmamalı ve bu geçmişten günümüze Alevilerin ibadethaneleri olan cemevlerine karşı açık ayrımcılık yapmamalı derhal AHİM karaları uygulanmalı
Evet, sevgili canlar
Cumhuriyetle ilkeleri din ve ırk esasına bağlı değildir; ortak tarih, kültür, birlikte yaşama isteği gibi tinsel unsurlara dayalı bir eşitliktir. bu hak anayasadaki tanımı da budur.
Hukukun üstünlüğünü temel alan “hukuk devleti” ise, kamusal gücün yasaya tabi olduğu kurumsal bir sistemdir. Bu sistem; hukukun üstünlüğüne, yani herkesin aynı hak ve hürriyetlere sahip olduğuna vurgu yapar, diyor
Son olarak İnsanca yaşayama hukukunu silahlı çatışma üzerine kuran emperyalizm yeni güç dengesi oluşturarak yoksul ülkeleri paylaşmayı yenilemektedir.
Milyonlarca işçinin , emekçinin, yoksulun canına mal olacak savaşları başlatmak yada halkları bu yönde kışkırtmak ticari, mali ve iktisadi hırstır kısacası insan onurunu yağmalamaktır ve bizler İnancımız gereği üretim ve emeğin toplumsal niteliğiyle kutsal olduğunu bu kutsal değerler üzerinde şiddet ve kan dökerek mülk edinmek isteyen emperyalizm karşı ve
Eşit yurttaşlık, adil düzen, demokrasi ve laiklik Türkiye mücadelemiz yaşanır bir dünya için mücadelemizdir diyor Saygılarımızı sunuyoruz