GADEV Çerağ Kadınları

  • 0
  • 17 views

Neden ÇERAĞ KADINLARI

İnancımızın temel öğretilerinde ışık, her zaman bilgelik, doğruluktur. Işık -Çerağ, insanın ruhsal yolculuğunda önemli bir mihraptır. İnsan, karanlıktan aydınlığa, cehaletten bilgeliğe doğru bir yolculuk yapar. Bu yolculukta çerağ hem içsel bir aydınlanma hem de dışsal bir yön göstericidir. Ve bu ışık, Pirimizin, pirlerimizin dünyadaki en saf hallerini yansıtır ve insana rehberlik ederler

Çerağ, Cem ibadetimizde Çerağ yakılması ve etrafında söylenen deyişler , toplumsal birliğin, bir arada olmanın ve inançla yönlendirilen bir yaşamın simgesi olarak görülür.

Kısacası Çerağ Kadını önce kendi içini aydınlatır,

“Çerağ kadını”, hem inanç hem de toplumsal yaşam içinde ışık taşıyan, rehberlik eden ve birliği simgeleyen kadındır. Çerağ nasıl ki karanlıkta yön gösteren bir ışıksa, çerağ kadını da toplumu aydınlatan, bilgeliğiyle yol gösteren bir figürdür.

Çerağ kadını; eşitlik, sevgi, hoşgörü ve adalet değerleriyle hareket eder. Cemlerde, toplulukta, evde ya da sosyal yaşamda; bilgisi, duruşu ve vicdanıyla varlık gösterir. Alevi öğretisindeki “Kadın-Erkek birdir” anlayışıyla, çerağ kadını sadece aile içinde değil, inançsal ve toplumsal alanda da etkin bir özne olarak yer alır.

Kısaca, çerağ kadını; hem taşıdığı değerlerle topluma ışık tutan hem de Alevi yolunun ruhunu yaşatan güçlü ve bilge bir simgedir.

 

Alevilik ve Bektaşilik öğretisi, insanın manevi gelişimini esas alırken, cinsiyetler arası eşitliği de savunmaktadır. İnancımızda  kadın, sadece toplumsal anlamda değil, manevi anlamda da önemli bir yer tutar.

Kadının Toplumdaki Yeri ve Önemi

Alevilik ve Bektaşilikte, kadın ve erkek arasındaki eşitsizliği reddeden bir anlayışa sahiptir. İnancımızda kadın, erkeğin karşıtı değil, onun tamamlayıcısı olarak görülür. Her iki cinsiyet de aynı manevi yolu takip eder ve  Tanrı’ya ulaşma yolunda eşit haklara sahiptir. Bu bakış açısı, inancımızın  toplumsal eşitlikçi ve hoşgörü temelli yaklaşımını yansıtır.

Özellikle Bektaşilikte kadınların dergâhlara katılımı teşvik edilir. Bu, kadınların sadece ev içi rollerle sınırlı kalmayıp, manevi anlamda da dergâh toplantılarında aktif bir şekilde yer almalarını sağlar. Kadınlar, dergâhlarda tıpkı erkekler gibi eğitim alabilir, inançsal ritüellere katılabilir ve inancımızın merkezinde  yer alabilirler. Bu durum, inancımızda  kadınların manevi gelişimi ve toplumdaki rolünü güçlendiren bir uygulamadır.

 Manevi Yolculukta Kadın ve Erkek Eşittir.

İnancımızın   önemli kadın figürleri, inancımızın yayılmasında ve öğretilerinin güçlenmesinde ışık olmuşlardır dergâhlarımızda kadınlar, inanç liderliği pozisyonlarında yer almış, toplumsal anlamda da aktif bir şekilde yer almışlardır. Kadınlar, tarihte birçok dergâhın yönetiminde söz sahibi olmuş ve manevi öğretileri yaymışlardır. Bu durum, Bektaşiliğin kadınların dini ve toplumsal hayatta aktif olmasını sağlamıştır

Toplumlar, doğuştan gelen biyolojik farklılıkları kültürel bir perspektiften değerlendirmekte ve bu değerlendirmeler doğrultusunda toplumsal normlar geliştirmektedir. Bu bağlamda, kadınlar ve erkekler arasındaki roller, bireylerin hangi davranış ve faaliyetleri gerçekleştirebileceği, hangi haklara ve güce sahip olmaları gerektiği konusunda toplumsal beklentiler ortaya çıkmaktadır.

Bu beklentiler, toplumdan topluma farklılık gösterebilir ve kültürel dinamiklere göre şekillenir.

Kadın, toplumda var olduğu günden itibaren, neslin devamını sağlayan doğurganlık rolü ile öne çıkmakta, aynı zamanda üretkenliği ve çalışma yaşamındaki aktif rolü ile de önemli bir yer tutmaktadır. Bu yönüyle kadın, yalnızca aile içindeki sorumluluklarla değil, toplumsal yapının her alanında katılım gösteren, aktif bir birey olarak varlığını sürdürmektedir.

Kadın, tarihsel olarak toplumların akıl, ahlak ve prestij anlayışlarının sorgulandığı, cehaletin hüküm sürdüğü zaman dilimlerinde, cesaretini ve kararlılığını sergileyerek ayağa kalkmış, haklarını savunma noktasında önemli bir rol oynamıştır.

Geçmişten günümüze, kadının özelde aile içinde, genelde ise toplumsal yaşamda sahip olduğu haklar sıkça tartışılan bir konu olmuştur. Kadın, birey olarak toplum içinde yer almanın yanı sıra, evde anne, eş ve ev kadını gibi zorlu sorumlulukları üstlenmiş, bu görevleri yerine getirirken aynı zamanda toplumsal cinsiyet rollerinden dolayı çeşitli eşitsizliklere maruz kalmıştır.

Modern toplumların gelişmesiyle birlikte, kadınlar genellikle özel alanla sınırlı tutulmuş, kamusal haklardan ve insan hakları korumasından yoksun bırakılmışlardır. Adaletsizlik, çıkar çatışmaları, deneyimsizlik ve anti-demokratik uygulamalar, toplumsal cinsiyet temelli şiddeti doğurmuş ve kadınların toplumdaki yerlerini zayıflatmıştır. Cinsiyet temelli farklılıklar ve rollerin toplumda ayrıştırılması, karışıklığa yol açmış ve bu ihmalkarlıklar şiddet ve tepkiye dönüşmüştür.

Kadına yönelik ayrımcılık, şiddet, aile içi baskılar, antisoyal ilişkiler, sadakatsizlik gibi olgular, tarihsel olarak kadının toplumsal yaşamda ilerlemesine engel olmuştur Sanayi ve bilgi toplumunun getirdiği radikal değişimlere rağmen, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine dayalı uygulamalar ve önyargılar varlıklarını sürdürmeye devam etmektedir. Kadına yönelik önyargılar ve ayrımcılığa dayalı “ötekileştirme” anlayışı, ideolojik bir silah olarak toplumsal yaşamda derinlemesine gizlenmiş bir etkiye sahiptir. Bu durum, toplumsal ilişkilerin sağlıklı bir şekilde gelişmesine engel olmakta ve cinsiyet eşitliği açısından önemli bir sorun teşkil etmektedir.

Kadının toplumsal yerinin şekillenmesi ve hakları söz konusu olduğunda, toplumsal cinsiyetin belirlediği eşitsizlikler hâlâ karşımıza çıkmaktadır. Kadınların karşılaştığı şiddet, ayrımcılık ve diğer olumsuz toplumsal davranışlar, geçmişten günümüze toplumsal yapılar içinde süregelen bir sorunun sonucudur. Toplumların yaşamını etkileyen sanayi ve bilgi toplumu gibi radikal değişimlere rağmen, kadın ile erkek arasındaki eşitsiz uygulamalar, toplumsal cinsiyet önyargıları hala devam etmektedir. Bu durumu, ötekileştirme ve ayrımcılığın ideolojik bir silah olarak kullanılması olarak değerlendirmek mümkündür.

Toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadına yönelik şiddetle mücadele adına yapılan yasal düzenlemeler, farkındalık çalışmaları ve zihniyet dönüşüm projeleri ne yazık ki kadına yönelik şiddet eylemlerini durduramamaktadır. Her yıl binlerce kadın şiddet nedeniyle hayatını kaybetmekte ve bu şiddet, toplumsal yaşamın her alanında, her aşamasında devam etmektedir. Kadına yönelik şiddet, sosyal bir vaka, hukuki bir suç ve ahlaki bir sorun olarak karşımıza çıkmakta ve toplumsal cinsiyetçi yaklaşımın bir sonucu olarak neredeyse her şehirde farklı frekanslarda yaşanmaktadır.

Öte yandan, Alevi kadını, cinsiyet temelli eşitsizliğe karşı “CANDIR” anlayışı ile toplumsal eşitsizlikleri aşmaya yönelik bir duruş sergilemektedir. Alevi toplumunda, kadın, aile içinde sosyal ve ekonomik kararların alındığı, eşler arasında faaliyetlerin paylaşıldığı ve duygusal olarak birbirini etkileyen bir sosyal adalet anlayışını benimsemektedir. Alevi kadınının özgürlüğü, sadece kültürel ve toplumsal eşitlik anlayışına değil, aynı zamanda demokratik bir toplumda eşitlik ve özgürlük anlayışının teminat altına alınmasına dayanır.

Kadınların, ister kamusal isterse özel alanda olsun, fiziksel, cinsel, psikolojik acılara uğraması, özgürlüklerinden mahrum bırakılması, tüm kadınlar gibi Alevi kadınının da özgürlüğünü ve varlığını tehdit etmektedir. Kadınların hakları, sadece toplumda eşitlik temeline dayanan bir anlayışa değil, aynı zamanda demokratik bir toplumda tüm bireylerin eşit haklara sahip olması gerektiğine dair bir inanca dayanmaktadır.

Sonuç olarak, kadınların siyasetteki yeri dâhil olmak üzere tüm sorunları, ülkenin demokratikleşmesiyle doğrudan ilişkilidir ve bu sorunların çözümü, ancak ülkenin demokratikleşmesiyle mümkün olacaktır. Bu bağlamda, toplumsal cinsiyet eşitliği sağlanmadan gerçek anlamda bir özgürlük ve eşitlik ortamı yaratmak mümkün değildir. Kadına yönelik şiddet ve ayrımcılığa karşı daha etkili bir mücadele için, sadece yasal düzenlemeler değil, toplumsal bir dönüşüm gereklidir.

Yeni Yılınızı Kutluyorum
Önceki Gönderi Yeni Yılınızı Kutluyorum
Hak, sarayda değil; mazlumun yüreğindedir  Abdal Musa
Sonraki Gönderi Hak, sarayda değil; mazlumun yüreğindedir Abdal Musa

Leave a Comment:

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir